Son on yıldır dünyanın dört bir yanındaki arkeoloji müzelerini tutkuyla gezen biri olarak (aynı zamanda arkeoloji mezunu olduğum için bu konu hakkında geçerli bir fikir beyan edebileceğimi düşünüyorum), Antalya Arkeoloji Müzesi'nin ziyaret ettiğim en etkileyici müzelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Evet, hatta neredeyse İstanbul Arkeoloji Müzesi'nden bile daha etkileyici.
Müzeyi gezerken beni her şeyden daha derinden etkileyen bir heykel gördüm. Elinde bir savaş kalkanı tutan Afrodit'i tasvir ediyordu. Bu noktada "Aşk tanrıçasının sıradan bir heykelini bu kadar özel yapan ne?" diye sorabilirsiniz. Benim için bu ilginçliğin nedeni kalkandı ve böylece Afrodit ile ilgili derin bir araştırmaya daldım: "Eğer Afrodit yalnızca güzelliğin, aşkın ve şehvetin tanrıçasıysa... Neden onu elinde bir savaş aletiyle tasvir etmişlerdi?"
Aslına bakılırsa, Afrodit'in birçok özelliği Mezopotamya mitlerinde savaş ve cinsellik tanrıçası olan İştar'ı hatırlatıyor. Dolayısıyla burada özellikle vurgulamam gereken nokta şu ki, Afrodit Antik Yunan'a özgü yerli bir tanrıça olmayabilir (zaten antik toplumların birbirlerinin inançlarını ödünç alıp dönüştürdükleri bilinmektedir; dolayısıyla bu şaşırtıcı bir çıkarım olmaz). Araştırmamı ilerlettikçe "Areia Afroditi" ya da diğer adıyla "Savaşçı Afrodit" kültüyle karşılaştım. Bu kültte Afrodit, tıpkı Ares gibi tam zırhlı şekilde tasvir edilirdi. Bu temsil biçimi genel olarak Sparta ve Taras'ta hakim olsa da Antalya'da bulunan Kalkanlı Afrodit heykelinin de inancın bir uzantısı olduğu düşünülebilir. Bununla birlikte, Kıbrıs'ta insanlar Afrodit'e "Enkheios Afrodit" (Aphrodite Encheios) diye hitap ediyorlardı ki bu ifade "Mızraklı Afrodit" anlamına gelmektedir.
Bununla birlikte, Homeros İlyada'da Afrodit hakkında bambaşka bir tablo çizer. Homeros'un Afrodit'i savaş sırasında elinden yaralanır ve daha sonra "babası" Zeus tarafından azar işitir. Dolayısıyla savaşta kullanılamaz, işe yaramayan bir tanrıça olarak gösterilmiştir. Hesiodos'un anlattığı doğum hikâyesi ise tanrıçanın göksel yönünü vurgular. Bize Afrodit'in Uranos'un beyaz menisinden doğduğunu anlatır; böylece Uranos'u (Gökyüzü) onun babası olarak gösterir; tıpkı İştar'ın babasının Anu (Gökyüzü/ Cennet) olması gibi. Bu anlatı, Homeros'un Zeus'un narin kızı olarak tasvir ettiği Afrodit anlayışına ters düşer ve onu Zeus'un halalarından biri hâline getirir.
"Venüs ve Afrodit" adlı kitabın yazarı olan tarihçi Bettany Hughes'un (bu arada kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap, mitolojiye ilgisi olanlar mutlaka okumalı) Afrodit'in değişimi hakkındaki görüşlerine göre Afrodit'in temsili, Homeros döneminde, başka bir deyişle kadınların sosyal yaşamda temsilindeki gerilemeyle aynı dönemde, zayıflamaya başlamıştır. Yani, H Yunan kadınları toplumsal kısıtlamalara maruz kaldıkça, feminenliği temsil eden Afrodit de karmaşıklığını kaybetmiştir. Bu noktada bana şunu sorabilirsiniz: Eğer Homer döneminde kadınlara verilen değer azaldıysa, Athena neden önemini hiçbir zaman yitirmedi? Genellikle "ataerkil kız evlat" olarak tanımlanan Athena'nın hikâyesi Afrodit'ten biraz daha değişik ilerliyor ve bunu çok yakın zamanda başka bir yazımda açıklayacağım.
Yani sonuç olarak Mezopotamya ile olan bağlantıları sayesinde Afrodit'in kökenlerinin savaş tanrıçasına dayandığı iddia edilebilir. Zaten Kıbrıs'ta da kendisine bu şekilde tapınılmıştır. Ancak birçok Yunan kentinde zamanla bu niteliğini savaşın iki temel tanrısı olan Athena ile Ares'e karşı kaybetmiştir.
Bence Afrodit'i, elinde mızrağı ya da kalkanı olmasa bile, yalnızca "aşk ve güzellik tanrıçası" olarak düşünsek dahi, savaşlar üzerindeki gücünü ve rolünü küçümsemek mümkün değildir. Sonuçta kendisi Antik Yunan'ın en önemli savaşı olan Troya Savaşı'nın temel nedenlerinden biridir ( Paris'e dünyanın en güzel kadınını, yani zaten evli olan Helen'i vaat eden oydu).
